Ben sporcunun zeki çevik ve ahlaklısını severim
Geri Dön
ZİYAEDDİN ÜNÜVAR

ZİYAEDDİN ÜNÜVAR

Artistik Cimnastik Sporcusu
Ziyaeddin ÜNÜVAR.
 
Yüksek Mühendis,Deniz Albay.
(Kendi el yazısı ile hazırladığı özgeçmişidir).
1923 Kadıköy,İbrahimağa Mahallesinde doğdu.
1930 Yaş 7 İlkokula Başlayış.
1932 Yaş 9. Babamın vefatı ile aile sefaletinin başlaması,(Yoksulluk)
1933 Yaş 10. Öksüzler okulu Darüşşafaka'nın 4. sınıfına müracaaat.Sınavı kazandım.
Kura çekiminde ''BOŞ'' Çektim.Giremedim.
1935 Yaş 12.Darüşşafaka'ya ikinci başvurum.Sınavı kazandım.Kurra çekiminden muaf tuttular.6.sınıfa
başladım.İyi bir öğrenci oldum.Spor bakımından Tekerlekli Paten kaymayı çok ilerlettim.
1936 Yaş 13.Topkapı-Silivri Paten Yarışmasına Okul Müdürüm izin vermemesine rağmen,gizli katıldım
ve Birinci geldim.Ancak gazetede ismim çıkınca 4 hafta izinsizlik cezası verdiler.En ufak bir
hatamda okuldan ihraç edileceğim bildirildi.Birkaç saat geçmemiştiki,Müdürün beni çok acele
harici kıyafetimi giymiş olarak çağırdığını bildirdiler.Anlamıştım.Ağlaya ağlaya Müdüre gittim.
Neden giyinmedin? Çabuk giyin,seni Atatürk Paşamız istiyor diyerek beni öptü ve cezamı affetti.
İçimde unutamadığım bir Uktedir.
Saraya gittim,Beni Sarayda Atamızın kızkardeşi Makbule Hanım karşıladı,öptü,tebrik etti.Paşanın
çok acele bir durumda yata gittiğini söyleyerek bana hediyelerimi verdi.O zaman bilmiyorum ne
kadar üzüldüm.Şimdi hatırladıkça daha çok üzülüyorum.
1938 Yaş 15. Son 2 yıldır,Taksimdeki Model Uçak Kursu'na katıldım.Uçuculuk hevesim artmıştı.Eskişehir
inönüdeki yazlık Planör okuluna katılmak azmindeydim.Yaşımın küçük olması mahsurunu bir
şekilde halledip kursa katıldım.2 Ay sürecek kursu 28 günde İlk Mevzun olarak bitirdim.A.B
bröveleri,ardından ''C'' Yelken uçuşu Brövesini'de aldım.Kampta fazladan 1 Ay daha öğretim
yardımcısı olarak tuttular.Türk Hava Kurumu'na Öğretmenlik için yaptığım müracaatımı,pilot
öğretmenim gözyaşları ile önleyerek büyük bir iyilik yapmış oldu.Darüşşafaka Cemiyetinin,Almanyaya
Y.Mühendislik tahsili için gönderdiği Ali Bey 3 Yıl sonra döneceğinden,yerine namzet olan iki biri de
ben seçilmiştim.
1939 Bu imkana rağmen, Dnz.Lisesinin ikinci sınıf Deniz Pilotu olmak üzere kaydoldum.Ancak lise son
sınıfta iken Dnz Pilotluğu kaldırıldı.Bilmecburiye Makina sınavına ayrıldım.Lisede,arkadaşlarım bana
bilmediğim yüzmeyi çabucak öğretti.Tramplen atlamada 5. sıraya yükseldim.Atletizm'de sırıkla
atlamaya başladım.Lise son sınıfta Almanyadaki Y.Mühendislik sınavına katıldım ve sınavı birinci
olarak kazandım.
1941 Dünya savaşı nedeniyle Dnz Lisesi ve bütün arkadaşlarım Mesine sevkedildi.Ben tek başıma
İstanbul'da kaldım.Robert College lisan eğitimine gönderildim.Robert College'nin30 yıllık Sırıkla yüksek atlama rekorunu 30 cm yükselttim.Bu rekor sonra tekrar bir 30 yıl daha kırılmamıştır.Robert
College'deki 2 yıllık lisan eğitimi sonunda,
1943 Ankara'da Sanat okulunda 6 aylık Teknik eğitim sonu,Almanyada'ki savaş durumu dolayısı ile
Amerikaya,Teğmen rütbesi ile,tahsile gönderildim.Ancak bu arada zikretmeden geçemiyeceğim
bir durumu açıklamak isterim.Teğmen nasbedilmeden iki ay önce Annem bakımsızlığı nedeni ile
yakalandığı hastalıktan kurtulamıyarak 45 yaşında Gureba hastahanesinde dünyaya gözlerini yumdu.
Maddi yönden yardımcı olamadığım annemin üzüntüsü,subay çıktığımda aldığım ilk maaşın üzerimdeki etkisi,halen paraya karşı olan nefretimi eksiltmedi.
Amerikada,bana eğitim için tanınan altı yıllık Mühendislik eğitimimin ilk 4 yıl,yaz sezonu eğitimine
devam ederek Dünyaca meşhur,Boston'daki M.I.I ( Massehusetts instıtute of Teclınologiy)
okulundan Gemi inşa ve gemi makinaları Y.Mühendislik Diplomalarımı aldım.Bu tahsilim esnasında
Tramplen Atlama,Aletli Jimnastik ve bilhassa Atletizm'de oldukça büyük bir isim yapmış oldum.
Sopn sınıfta sol topuğum sırık çukuruna vurarak çatladı ve atlamaya iki yıl gibi uzun bir süre
Türkiyeye dönene kadar) ara vermek zorunda kaldım.Bunun yerine ikili Jimnastik yarışmalarına
girmeye başladım.
1947 Yılı sonu,Dünyaca meşhur Rus asıllı Profesör Timuşenko'dan ders almak için,California'daki
Stanfort Üniversitesine gittim.Buradada ikili hareketlerde Pasifik cost şampiyonluğuna kadar
yükseldim.Stanfort'taki eğitimim sonunda Makina Yüksek Mühendisliği diplomasınıda aldım.
Eğitim sonunda Timoşenko'nun nezaretinde ABD Dz Kuvvetleri Araştırma Projesi Mühendisliği'nde
altı ay kadar çalıştım.Ancak Vatanıma dönme arzun ve isteğim artmıştı.
1950 Yılı başı Yzb rütbesi ile Vatanıma döndüm.
1953 Yılına kadar 3 yıl Gölcük Tersanesi'nde vazife gördüm.Bu tersanededeki üstün başarım ve bu arzda
neni bir eğitim sistemine başlatılmak istenen Dz Harp Okulundan benim gibi bir elemana ihtiyaç
duyulduğundan,Dz Harp Okul Öğretmenliğine tayin edildim.Dz Harp Okulu'ndaki Öğretmenliğim
sırasında öğrencilere atletizm konusunda faydalı olmak istiyordum.Ancak ilk katıldığım Harp
Okulu öğrencileri bir misafir gruba Jimnastik ve akrobosi gösterisi yaptı.En zor hareket minderde
öne bir takladan olması beni üzdü.O zaman Atletizm değil, Temel Spor olan Jimnastik konusunu
işlemem gerektiğini anlamış oldum.Okulda vermiş olduğum Fizik derslerinden gayri,kısa zamanda
Beden Eğitimi Grubu Başkanlığına tayin oldum.
1960 Yılında Rütbem Binbaşı olmasına rağmen Akademi Kurul Genel Sekreteri tayinim çıktı.Okulda bu
görevim yanında Fizik derslerim,Beden Eğitimi Gn Başkanlığım devam ederken bütün 19 Mayıs
Gösterileri,deniz Pentatlonu çalışmaları, Tramplen çalışmalarında çok eleman ve şampiyon
yetiştirdim.Okulda yetiştirdiğim tramplen'ciler arasında senelerce Türkiye Şampiyonluğunu kimseye
bırakmayan Utku ALTUĞ,Aletli Jimnastik'te Türkiye Şampiyonasında ilk üç dereceyi alan ekibin
kaptanı,Türkiyede Barfiks bitirişinde çift parende atan Cengiz KINAY'I Rahmetle anarım.Bu arada
dışarıdan gelerek Tramplen çalışmalarımıza katılanlar arasında Esra PAŞAKAY'ı da çok farklı bir
şampiyon yapmış oldum.Maalesef,yaşım icabı yetiştirdiğim elemanların birçoğu'nun adını
hatırlamıyorum.
1963 Yılında Washington Teknik Ateşeliği'ne tayin edilmiş olmamın Dz Harp Okulumuzun inkişafı
bakımından çok faydalı olmuştur.iki yıllık Ateşeliğim sırasında ,Ateşeliğimize oldukça yakın olan
Annapolis Deniz Harp Okulu'nu en iyi şekilde tetkik edebildim.
1965 Döndüğümde Programlarımıza bazı son yenilikleri ilave edebildim.
1969 Albaylıktan Emekli oldu.
 
25 Kasım 2004
 
Değerli Hocamız E.Y.Müh.Alb.Ziyaeddin ÜNÜVAR’ın, Türkiyedeki cimnastiğin gelişmesine, bugünkü Cimnastik Topluluğu tarafından pek bilinmeyen, çok önemli katkıları olmuştur. Aşağıdaki satırlarımda bu konuyu ve yakın tarihçeyi açıklamaktan büyük bir mutluluk ve onur duymaktayım.
 
1953 yılı İstanbul’un fethinin 500 üncü yıldönümü idi. Bu nedenle beden eğitimi öğretmeni kökenli CHP Millet Vekili Nizamettin KIRŞAN’ın girişimleri ile Dünya Beden Eğitimi Öğretmenleri Kongresinin yaz döneminde İstanbul da yapılması sağlanmıştı. Kongre sırasında çeşitli ülkelerin cimnastik ekipleri gösteriler yapmışlardı.
Bilindiği üzere bütün organizasyonların bitiminde bir gezi düzenlenir. Bu gezi programına Adalar ve okul olarakda Deniz Harp Okulu ve Koleji alınmıştı.
Okulun gezisi sırasında okulda bulunan öğrencilerin birkaç prova ile 19 Mayıs gösteri hareketleri hatırlanmaya çalışılarak önbahçede yapılması programlanmıştı. Gelen topluluğa 1953 bahar aylarında okula atanmış bulunan Y.Müh.Yzb. Ziyaeddin ÜNÜVAR mihmandar olarak görevlendirilmişti. Geziye katılan topluluk gösterimizi o günlerdeki harbiye binasının önündeki verandadan izlemişlerdi.Yeterli derecede çalışma zamanı olmadığından iyi hatırlayamadığımız ve bir çoğumuzun şaşırarak yaptığımız hareketlerden sonra en becerili hareketleri yunus takla olan o günkü adıyla akrobat takımı gösterisini yapmıştı.
Okulun gezisinden sonra, Komutanlık binası ile Dersane binası arasındaki açık alanda toplandık. Danimarkalı kızlı erkekli cimnastik ekibinin o güne kadar hiç görmediğimiz becerilerdeki hareketlerini büyülenmiş bir biçimde seyretmiştik.
Bu arada çok değerli hocamız E.Y.Müh.Alb. Ziyaeddin ÜNÜVAR’dan bahsetmek istiyorum. Amerika daki eğitimi sonunda Gölcük Tersanesine atanmış, daha sonrada 1953 yılında başlayacak olan 4 yıllık Deniz Harp Okulu eğitimi fizik öğretmeni olarak ve çeşitli spor dallarında Türkiye’nin çok üstündeki başarıları nedeni ile o alanlarda da katkıda bulunmak üzere Deniz Harp Okulu ve Koleji Komutanlığına atanmıştı. Okula gelmeden önce atletizmi kalkındırmayı tasarlamış. Türkiye sırıkla atlama rekorunu sınır dışında ( Amerika’da ) kırması, 110 engelli koşması, M.I.T. üniversitesi atletizm takımının atlama ve atmalar bölümünün antrenörlüğünü yapacak düzeyde olması bu tasarısının önemli etkeniydi. Ancak, yukarıda anlattığım gösterimizdeki cılız durumumuz, hocamız Ziya beyin çalışmalara, aletli cimnastiğe (o günkü adı) ağırlık vererek başlamaya karar vermesini zorunlu kılmıştı. Böylelikle EK’deki fotoğrafta benimde aralarında bulunduğum ilk aletli cimnastik takımının eğitimi başlamış oldu.
Aletli cimnastik Türkiyede yalnızca İstanbulda küçük bir ekip tarafından olanak bulduğu herhangi bir salonda yıllardan beri sürdürülmekte idi.
Hocamız bizi çalıştırmaya başladıktan bir süre sonra, o günlerde Eminönü Halkevi spor salonunda çalışmalarını sürdüren aletli cimnastik ekibini, seyretmek ve tanıştırmak üzere götürmüştü. Ekibin antrenörü Nihat YILBAR (üçüncü Federasyon Başkanı) idi. İlerleyen zaman içinde bu iki ekibin rekabeti ile önceleri İstanbul daha sonra Türkiyede aletli cimnastik gelişmeye başlamıştır.
Amerikada eğitime gitmeden önce hocamız Robert Kolejde İngilizce öğrenmiş ve Aletli cimnastiği Robert Kolejde görevli olan Nadoski isminde eski bir rus subayından öğrenmiş. Çalışmalardan birinde hocası Nadoski için, o kadar çok salon dolaştım ve bir çok cimnastikçi seyrettim , hareketlerini Nadoski kadar ritmik yapanı görmedim, demişti. Halbuki bizde onun çok büyük bir ritim ve beceri ile yaptığı hareketlerini hayranlıkla seyrederdik. O güne kadar Türkiyede bilinmeyen ve yapılmayan birçok hareketi hocamız bize öğretmek için yaparken gördük. Örneğin : barfiks ve paralelde prişmik gibi.
Bir başka gün de, çocuklar güneşin doğduğunu görüp kitaplarımı koltuğumun altına alarak okula gittiğimi çok hatırlıyorum, fakat bu salona gelmediğim günü hiç hatırlamıyorum, demişti. Bir öğrencinin düzgün ve doğru bir biçimde spor çalışmalarını sürdürmesinin onun zihni çalışmalarındaki veriminin artmasını sağladığını ondan öğrenmiştik. Nitekim bir süre sonra derslerimizde belirgin bir gelişme olmuştu. Aldığım eğitimin etkisi ile insan hayatında hareketin,uyku ve yiyecekten öncelikli olduğu ilkesi ile yaşamaktayım. Bu ilkem yaşlandıkça daha da önem kazanmaktadır.
Yetkili bir eğitimcinin yaptığı istatistik sonucunda Komutanlık ve Öğretim Bşk.lığı onur listesine giren derslerinde başarılı öğrencilerin % 80 nin okul spor takımlarında yer aldığı belirlenmişti. Bu sonuç, üstün yetenekli bir eğitimci olan hocamızın katkısı idi. Aletli cimnastik çalışmaları başladıktan bir yıl sonra, dersane binasının arkasında harbiye binasına bitişik olan eski spor salonumuz, harbiye binasının büyütülmesi için yıkıldı. Okul bu günkü spor salonuna 8 yıl kadar sonra kavuşabildi. Eski spor salonu yıkıldıktan sonra hocamız izin alabildiği okulun bir çok köşesinde her seferinde aletleri bir yerden söküp öteki yere monte ederek çalışmaların aksamamasını sağlamıştır. Bir seferinde tavan alçak olduğundan ayaklarımızın tavana çarpmasını önlemek için barfiksin altını yarım daire şeklinde oydurmuştu. Daha sonra çamaşırhane olarak kullanılan bir yeri cimnastik salonu şeklinde düzenlemiş ve çalışmalar burada sürdürülmüştür. İlerdeki satırlarda belirtildiği üzere 1961 ve 1962 yıllarında Deniz Harp Okulunda açılan Milli Takım kamplarındaki cimnastik çalışmaları da bu salonda yapılmıştır.
Bizi gösterilere hazırlarken mükemmele ulaşmak için yaptırdığı sayısız tekrarlar, başlangıçta usandırıcı gelmişti. Ancak onun anlatımları ve elde ettiğimiz sonuçlardan sonra, büyük bir inançla ve çaba ile çalışmayı öğrenmiştik. Bir gün çok gözü pek ve cesur sınıf arkadaşım, hocamız Ziya bey, bana dama çık aşağı atla dese tereddüt etmeden atlarım, çünkü atla demeden önce nasıl atlarsam bana bir şey olmayacağını anlatır, demişti. Bilgisi ve kişiliği ile böylesine güven veren hocamızın çeşitli spor dallarında birçok Türkiye şampiyonu yetiştirmesi çok doğaldı. Aynı zamanda fizik hocamızdı, cimnastik hareketlerini fizik ve mekanik kurallarına göre öğretirdi. Tekniğin çok ilerlediği günümüzde bu konudaki bilgi düzeyini merak ediyorum. Anadoluhisarı Gençlik ve Spor Akademisi öğretim üyesi iken hazırladığım biyomekanik ve cimnastikle ilgili master tezimde yazdıklarımda hocamdan öğrendiklerim çoğunluktaydı.
Amerikada iken bir ip cambazının oğlu rolünü, ip cambazlığı yaparak tiyatroda oynaması ve diğer gösterilerdeki deneyimleri nedeni ile gösteri ve sahne tekniğini çok iyi bilirdi. Gösterilerde en iyi hareketleri sergilememizi ister, kaçınılmaz olan iyi görünmeyen tarafları saklamamızı, göstermememizi sağlardı. Seyirciyi doyurmadan gösteriyi sonlandırır ve niye daha devam etmediler ne güzeldi diye coşkuyla alkışlanmasını amaçlardı. Büyük emekler sonucunda elde edinilenlerin tümünü sergileyip seyirciyi bıktırma akılsızlığına düşülmesini hiç istemezdi.
Bütün hareketleri bizden çok iyi yapardı. Fakat hiçbir zaman ön planda olup bizi gölgelemek istemez, kendini göstermek gibi bir davranışta bulunmaz, hep arka planda kalır, mümkünse hiç gözükmezdi. Biz ise onunla öğünebilmek için hiç değilse bir amuda kalkmasını ısrarla isterdik, isteklerimizi hep geri çevirirdi. Bir 19 Mayıs gösterisinden önce, şeref tribününün önünde eşli hareketler yapan iki arkadaşımızla aramızda anlaştık. Üçlü bir piramit hareketi yapılabilecek bir bölümünde durdular ve beklemeye başladılar. Hocam sizi bekliyorlar dedik. Önce gitmedi, gitmezse beklemeye devam etme kararlılığında olduklarını hissetti. Şapkasını çıkarıp yere koydu ve koşarak gidip fotoğrafı EK’de bulunan üçlü piramidi tamamlayacak şekilde amuda kalkmıştı. Çok sevinmiştik.
1954 yılında, 19 Mayıs gösterileri için yaptırdığı kuleyi, bize kurdurttuktan sonra boşaltmamızı istedi. Güven vermek için, tepeye kadar tırmanıp amuda kalktı ve amudda iken kuleyi silkeledi. Sonra aşağı indiğinde silkelemenin ortaya çıkardığı titreşimi, normal herhangi bir şey yok,” harmonic motion” diye açıklamıştı. Kule yıllarca kullanıldı ve kullanılmaya devam ediliyor.
Kule ve aletli cimnastik takımının yaptıkları o güne kadar görülmemiş hareketlerdi ve çok beğenilmişti. Aletli cimnastik takımı yıl içinde bir çok yerde gösteriler yapan Türkiye’deki tek gözde takımdı. Gösterilerin müzik eşliğini ve fon müziğini bir piyano veya org ile öğrenci Erkan GÜRSAL yapardı. Bu öğrenci Türkiye’nin ilk vokal gurubunu Deniz Harp Okulu ve Lisesi öğrencilerinden SOMER SOYATA adıyla kuran Em.Kur.Alb. Erkan GÜRSAL idi. Durul GENCE ve Erkut TAÇKIN gibi daha sonraları ün yapmış müzisyenler bu gurubun içinde idi.
Spor ve Sergi Sarayında daha sonra bir gösterimizi de SOMER SOYATA ve ekibi ile yaptık. Önce aletli cimnastik gösterisine müzik eşliği yapılmış , daha sonra tamamen müzik gösterisi ile devam edilmiş ve büyük bir coşku ile seyredilmişti.
1956 yılında Deniz Harp Okulunu bitirdikten sonra Genel Kurmay Başkanlığının emri ile Kara Harp Okulunun yanındaki bir binada yeni açılan Savaş Beden Eğitimi ve Spor Okulunda Savaş Beden Eğitimi öğretmeni olarak yetiştirilmek üzere gönderildim. İki yıllık eğitim sonucunda 1958-59 eğitim ve öğretim yılında bitirdiğim okulda stajyer öğretmen ve aletli cimnastik öğretim görevlisi olarak görevlendirildim.
1958 yılında İstanbul Bölgesi dışında ilk defa Ankara’ nın Cimnastik İl Temsilciliğini yeni üstlenen değerli hocamız Necmettin ERKAN beni ve Doğan TOROSGAĞLI’yı yaş gurupları farklı iki ekip için Bölge antrenörü olarak görevlendirdi. Çalışmalar o günkü Polis Koleji ile Jandarma Okulunun birlikte kullandığı spor salonunda başlamıştı. Bir yıl sonra iki antrenörde Ankara’dan atandıkları için çocuklar maalesef kendi başlarına kalmışlardı.
Ankara da bulunduğum 3 yıl süresince Deniz Harp Okulu ve Lisesindeki aletli cimnastik çalışmalarından uzak kalmıştım, fakat çalışmaların çok ilerlediğini öğreniyordum. Örneğin, Cengiz KINAY’ın o gün için dünya standartlarında olan barfiks bitirişinde burgulu salto, çift salto yapması gibi. Barfiksde çift saltoyu Galatasaray lokalindeki bir yarışmada yapmıştı. O güne
kadar hiç yapılmayan barfiks bitirişindeki düz salto bir çok cimnastikçinin yaptığı sıradan hareket haline gelmişti.
1959 yılı şubat ayında okulların sömestir tatili süresinde İ.T.Ü. spor salonunda I. ve II. kategoride ilk Türkiye Aletli Cimnastik Birinciliği İstanbul Bölgesi ve Ankara (II. Kategoride) Bölgesinin katılımıyla yapılmıştı.Yarışma sonuçlarında Deniz Harp Okulu öğrencilerinden I. kategoride Göksel TANRISEVER Türkiye birincisi, Cengiz KINAY Türkiye ikincisi, İstanbul Üniversitesinden Tuncer ÜNAY Türkiye üçüncüsü ve II. Kategoride Deniz Harp Okulu öğrencisi Yalçın SANLISOY Türkiye birincisi olmuşlardı.
1959 yılında Deniz Harp Okulu ve Lisesi Komutanlığına beden eğitimi öğretmeni olarak atanmıştım.
Hocamız Ziya bey, bir süre yardım etmiş, zaman zaman katılmakla beraber bütün aletli cimnastik çalışmalarını bana devretmişti.
Önceleri İzcilik ve Cimnastik Federasyon Başkanlığı vardı. Necmettin ERKAN hocamızın uğraşları sonucu 1960 yılında Cimnastik Federasyonu İzcilikten ayrılmş ve ilk Federasyon Başkanı da Necmettin ERKAN hocamız olmuştu. 1960 Roma olimpiyadlarına seyirci olarak Federasyon Başkanı Necmettin ERKAN ve iki cimnastikçi katılmıştı. Necmi hocamız İstanbul İl Temsilcisi olarak benden o gün için başarılı ve ilerde başarılı olabilecek iki isim istemişti. Bunlar Tansu ŞENGENÇ ve Armağan YÜZBAŞI idi.
1961 yılında Bulgaristan’ın Sofya şehrinde Dünya Üniversiteler Olimpiyad Oyunları öncesinde İstanbul’da toplanan Üniversiteler Spor Kuruluna hocamız Öğ.Alb. Tevfik BÖKE katılmış ve aletli cimnastik takımının da kadroya alınmasını önermiş. Bana bunu anlattıktan sonra, benden bu kadar gerisinin sen üstesinden geleceksin, demişti.
. Bunun üzerine, 1960 yılında görevlendirildiğim İstanbul Aletli Cimnastik İl Temsilcisi olarak Üniversiteler Spor Kurulu Genel Sekreteri ile görüştüm. Haklı olarak, üniversitelerde aletli cimnastik çalışmaları olmadığını bugüne kadar tek bir yarışma bile yapılmadığını ve bunu yetkililere nasıl açıklarız , dedi. Bir an duraksadım, sonra üniversiteli öğrencilerin de bulunduğu tüm İstanbul aletli cimnastikçileri ile yetkililere bir gösteri yapmayı önerdim. Makul karşıladı ve İ.T.Ü. spor salonunda bir gösteri yapılması kararlaştırıldı. Kısa sürede hazırlandık. Deniz Harp Okulu ağırlıklı gösteride her zaman olduğu gibi müzik eşliği ve fon müziğini salona özel olarak getirilen kuyruklu bir piyano ile Erkan GÜRSAL sağladı. Deneyimli olduğu için hareketlere uygun parçalar çalarak çok güzel bir müzik eşliği sağlamıştı. Gösteriyi İ.T.Ü. rektörü ve diğer yetkililer seyretmişti.
Gösteri sonucunda hocamız Ziya beyin antrenörlüğünde cimnastik takımı kadroya alınmış oldu. Öğrenci Olimpiyadlarına katılacak takım en elverişli yer olan Deniz Harp Okulunda kampa alındı. Bu yarışmalarda tüm ülkeler için takımlar 4 kişi olarak saptanmıştı. Kampa katılanlar Deniz Harp Okulundan Göksel TANRISEVER, Cengiz KINAY, Yalçın SANLISOY, İstanbul Üniversitesinden Tuncer ÜNAY idi. Kamp döneminde Lüksenburg da yapılan Avrupa Cimnastik Birinciliğine Göksel TANRISEVER ve Tuncer ÜNAY bireysel olarak katılmışlardı.
Hocamızın yardımcısı olarak kampı ve çalışmaları ben yönetiyordum. Kamp sonuna doğru pasaport işlemleri için kimlikler ve fotoğraflar istendi. Öğrencilerden topladıktan sonra hocamızdan da istedim. Bana, hayır Oktay sen gideceksin , dedi. Hocam kadro siz antrenör ve dört cimnastikçi olarak saptandı, ben konularla İstanbul İl Temsilciliği görevim nedeni ile ilgileniyorum, dedim. Kabul etmedi. İ.T.Ü. ye gidip durumu Genel Sekretere açıkladım. Oktay bey ben zaten sizi de kadroya aldım,dedi. Tekrar okula dönüp bana söylenileni hocama açıkladım. Hayır Oktay ben gitmeyeceğim sen gideceksin, dedi. Burada amaçladığı şey, benim sorumluluğu yalnız başına üstlenip yetişmemi sağlamaktı. Çok onurlu bir davranıştı. Kişisel çıkarların çok önemsendiği günümüzde bu davranış nasıl değerlendirilir bilemiyorum.
1962 yılında Dünya Cimnastik Birinciliği Çekoslavakya’nın Prag şehrinde yapılacaktı. Türk Milli takım kampı benim antrenörlüğümde, Deniz Harp Okulunda açılmıştı. Cimnastik Federasyonu Başkanı E.Tümgeneral Hüsamettin GÜRELİ, Teknik Komite Başkanı hocamız Y.Müh.Alb.Ziyaeddin ÜNÜVAR idi.
Kamp çalışmaları sonuna doğru hocamıza giderek, cimnastik takımı çalışmalarının kamp süresinin azlığı ve cimnastikçilerin yeterli olmaması nedeni ile bu görevi bırakmak ve takımın antrenörü olarak gitmek istemediğimi söyledim. Oktay gitmelisin bilgi ve görgün artacak dedi. Benim için çok zor bir görev oldu. Ancak hocamız haklı idi. Prag’dan sağladığım bilgi belgelerle dönüşte Türkiyede ilk defa Orta Okul ve Liseler arası cimnastik yarışmalarını, İstanbul Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Hayrettin KIVANÇ ve Erenköy Kız Lisesi Beden Eğitimi Öğretmeni Fehamet HUMBARACI’nın desteği ile organize ettim. Devam eden yıllarda cimnastik ve diğer dallarda çeşitli organizasyonlar üstlenerek deneyimlerim giderek arttı.
Bu arada hocalarım E.Tümgeneral Hüsamettin GÜRELİ ( İkinci Federasyon Başkanı) ile E.Öğ.Albay Tevfik BÖKE ( İlk Türk Milli Cimnastik takımının Üniversiyadaya katılmasını öneren) hakkında özetle bildiklerimi açıklamak istiyorum. Her ikisi de
ATATÜRK’ün Beden Terbiyesi Kanunu çıkarttığı dönemde Berlin Spor Akademisine gönderilmişlerdir. Hüsamettin GÜRELİ Kuleli Askeri Lisesinde iken Kurtuluş Savaşına katılmak için anadoluya kaçanlar arasında olmuş, savaşta esir düşmüş, savaş sonrası serbest bırakılıp ülkeye döndükten sonra Kara Harp Okulu eğitimine devam ederek süvari sınıfında subay çıkmış, İstiklal Madalyalı gazilerimizdendir. Doğu anadoludaki isyanlara karşı savaşmış olup Süvari Yzb. olarak görev yaptığı dönemde hem Berlin Spor Akademisi ve hemde Harp Akademisi sınavlarını kazanmış, ancak Berlin Spor Akademisini seçmiştir. Ülkeye dönüşte önce Kuleli Lisesi beden eğitimi öğretmenliği yapmış, daha sonra Kara Harp Okuluna atanmıştır. 1956 yılında Savaş Beden Eğitimi ve Spor Okulunun kurulmasını sağlamıştır. Bu okulun ilk öğrencilerinden olarak hocamızın eğitimlerine katılmak şansına ulaştım. Hocamız Tümgeneralliğe kadar terfi etmiş ilk öğretmen subaydır.
Berlin Spor Akademisine giden denizci subay ise Mk. Üstğm. Tevfik BÖKE’dir. Berlin Spor Akademisini bitrdikten sonra Deniz Harp Okulu ve Lisesine beden eğitimi öğretmeni olarak atanmıştır. 1950 yılında Deniz Kolejine ( önceleri Deniz Lisesi iken benim okuduğum dönemde Deniz Koleji idi, sonra tekrar Deniz Lisesine dönüştürüldü) girdiğimde hocamızdı. Hocamız Tevfik BÖKE öğrencilik yıllarında özellikle atma ve atlama dallarında çok başarılı bir atletmiş. Fenerbahçe stadındaki bir yarışmada uzun atlamada farklı bir şekilde Türkiye Rekorunu kırdığında, 5 ila 10 sıralık tahta oturaklardan yapılmış yegane tribünlerde oturan seyirciler heyecanla ayağa kalktıklarında sıraların bir bölümü çökmüş ve ertesi gün gazetelerde Uçan Bahriyeli diye bu durum haber yapılmış.
1971 yılında Türkiye’nin ilk büyük spor organizasyonu olan Akdeniz Oyunları İzmir’de yapılacaktı. Oyunlardan iki ay gibi bir süre önce Cimnastik Federasyonu Başkanı bu organizasyon Türkiyede yapılamaz, düşüncesi ile istifa etmişti. Akdeniz Oyunları Yönetmeliğine göre organizatör ülke atletizm, cimnastik, yüzme,boks ve güreş dallarında organizasyon yapmak zorunda idi. Türkiye cimnastik dışında diğer dallarda çeşitli organizasyonlar yapmış olup deneyimli ve yetişmiş personele sahipti. Cimnastikte ise iki ülke arasında bir milli yarışma bile organize etmemişti.Bu durum uluslararası bir skandal nedeni idi. Bakanlık, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü, Milli Olimpiyad Komitesi Başkanlığı zor durumda kalmıştı. Beden Terbiyesi Genel Müdürü E. Kur.Alb.İsmail Hakkı GÜNGÖR , Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Sabahattin ERGİN’in izni ile beni Ankara’ya çağırarak Cim.Fed.Bşk.lığını teklif etti. Hocamız Ziya beyin verdiği eğitim ve organizasyon deneyimlerime güvenerek kabul ettim. Bazı ilgililer bu sorumluluğu almamın çılgınlık olduğunu belirtmişlerdi. Zaman çok dardı, hızlı bir şekilde Gen.Kur.Bşk.lığına sormadan Başbakan Nihat ERİM’den onay alınarak görevlendirildim. Ben göreve başladıktan sonra formalite izinler alındı.
Kısa bir süre sonra FIG yetkilisi Çekoslavak yurttaşı Alexander LYLO’nun İzmir’e tetkik için geleceği bildirildi. Gösterilecek hiçbir şey yoktu. Benden önceki Cim.Fed.Bşk. Nihat YILBAR’dan gelecek yetkili ile yakınlığı nedeni ile yardım istedim. Alexander LYLO İzmir’e akşam saatlerinde geldiğinden tetkik gezisini ertesi sabah yapabileceğini belirtti. O gece Nihat bey Alexander LYLO’nun otel odasına çıkarak özel olarak görüşmüş. Özetle, herhangi bir şey görmene gerek yok, bunlar asker yaparlar, sadece istediklerini not ettir, diye ikna etmiş. Ertesi günü bana not ettirdikleri işin özü idi, her hangi bir yere bakmadan gitti. Şayet baksa idi, asıl skandal o zaman ortaya çıkacaktı. Hava Askeri Lisesinin uçak hangarından uyarlama spor salonu cimnastik yarışma salonuydu. Çatı akıttığından yeni yapılan parkeyi korumak için damlayan her yere bir gaz tenekesi konulmuş, salonda belki 100 adet gaz tenekesi vardı. Soyunma odaları, tuvalet, duş, ısınma salonu, hesap ve yönetim odaları, aletleri monte edecek çakılmış bir çivi olmadığı gibi organizasyonda kullanılacak basılı bir pusula ve yetişmiş personel yoktu.
Sonuçta organizasyon başarılı bir şekilde yapıldı. Türk basketbolunun gelişmesinde büyük emeği olan o günkü Akdeniz Oyunları Müdürü, daha sonra Milli Olimpiyad Komitesi Başkanlığı yapan Turgut ATAKOL’un, Federasyonumuzu organizasyon turnuvasının şampiyonu olarak göstermesi, FIG yetkilisi Alexander LYLO’nun kullandığımız bazı malzemelerin ilkelliğine rağmen, 1968 Meksika Olimpiyadları saha içi organizasyonundan mükemmeldi, demeleri çok onurlandırıcıydı. Bu organizasyonun çekirdek kadrosunu hocamızın öğrencilerinin oluşturduğunu özellikle belirtmek isterim.Bu arada tüm cimnastik ailesinin ve İzmir esnafının gönülden çok büyük özveri ile yaptıkları yardımlar yadsınamaz.
Öğretmenlik yaptığım dönemde, cimnastik takımının kadrosunu geniş tut, ince yapılıları tramplen atlamaya ve güçlü olanları haltere yönlendir, demişti. Hocamız A.B.D. den dönüşünü bir ticaret gemisi ile yaptığından halter takımını da getirebilmişti. Bu takımı salona getirerek çalışanlara hediye etmişti. Cimnastik takımındaki Sadık PEKÜNLÜ ilk halter çalışmalarına bu takımla başlamıştı ve daha sonraları ünlü Milli Halterci olmuştu. Ayrıca Sadık PEKÜNLÜ ve Göksel TANRISEVER eşli hareketlerde de Türkiye Birincisi olmuşlardır. Bana tramplen atlamayı da öğretmiş ve halter antrenör belgesi almamı sağlayacak eğitim olanağı sağlamıştı. Tramplen atlamada Amerikadaki yarışmalarda üst düzey sonuçlara ulaşacak kadar başarılı olmuştu. EK ilk cimnastik takımı fotoğrafındaki Utku ALTUĞ’un Türkiye Birincisi olmasını sağlamıştı. Utku ALTUĞ hocamızın öğrettiklerini tekrarlayarak yıllarca Türkiye Birincisi olarak kalmıştır. Yaşı ilerlediğinden yarışmalara katılmama kararı verdiğinde, ondan sonra gelenler yerini alabilmişlerdir. Bayanlar Türkiye birincisi Esra PAŞAKAY ve adını hatırlayamadığım Türkiye çapında dereceleri olan bir çok öğrencisi olmuştur.
Yüzme sporları kapalı yüzme havuzu olmadığından yalnızca yaz aylarında uygulanabilirdi. Fakat hocamızın kullanmamızı sağladığı salonların uygun olanlarında kış çalışmaları için kemer ve palanga düzenekli bir kara trampleni bulunurdu.
Daha önce değindiğim eşli hareketler Türkiyeye bizim gösterilerimizle girmiş oldu. Hocamız eşli hareketlerde 1945 Amerika vücut kralı ile Pasifik Birincisi olmuşlar. Bu derece Dünya çapındadır. Çünkü eşli hareketler demir perde ülkelerinde daha sonra gelişmiştir.
Vücut kralı olan arkadaşı 6 yıllık spor mühendisliği öğreniminde olduğundan merakla kitaplarını okumuş. Özellikle ilk yardımda bütün sakatlıklarımızla ilgilenir ve alışık olmadığımız biçimde bizi elleri ile kontrol eder ve gerekenleri söylerdi. Bir örnek vereyim: Spor ve Sergi Sarayındaki ilk gösterimizde barfiksten eli kurtularak uzağa düşen bir öğrencisini alıp spor salonu dışına çıkarmıştı. Sonradan öğrendiğimizde çıkmış olan dirseğini hemen yerine takıp hastaneye göndermiş. Hastanede doktor, kim yerine taktı dirseğini, zor bir çıkıktır, soğuduktan sonra daha zor olurdu, demiş.
M.I.T. üniversitesini yaz dönemleri eğitimlerine de katılarak 4.5 yıl gibi kısa bir sürede bitirmiş, daha sonra kitapları birçok üniversitede okutulan ünlü Profesör TİMOŞENKO’nun öğrencisi olmak amacı ile Stanford üniversitesine gitmiş. TİMOŞENKO’nun ünü yanı sıra öğrencisi olmak isteğini şöyle anlatmıştı. Örneğin: sınav kağıdında yanlış birçok karalamalar bulunan bir öğrencisini yanına çağırarak güzel çalışmalar yapmışsın, birde şu yolu deneyebilirsin, diyerek onu kırmadan doğrusunu öğretişini önemsiyordu. Hocamızında öğretileri ve yönetimi sırasında çok olumlu, hassas ve inandırıcı bir davranış sergilediğini, fakat sesini yükselttiğini hiç hatırlamıyorum.
Stanford dan mezun olduktan sonra TİMOŞENKO’nun baş asistanlığını yaparken ülkeye dönme süresi gelir. Profesör TİMOŞENKO, sen Türkiyeye dönüp ne yapacaksın , burada benim yerimi alacak insansın, der. Tüm cazip olanaklara rağmen hocamız ATATÜRK Cumhuriyetine hizmet aşkı ile ülkesine döner.
İnönü kampında ki planör eğitiminden sonra deniz pilotluğu isteği ile Deniz Lisesine girişini açıklayan hocamızın, uçağa olan tutkusu, uçak inşasında kendi adı ile bilinen özel bir formül bulması, bilimsel yönünün değerini göstermektedir.
Bilindiği üzere,yetişme çağındaki çocuklara ve gençlere doğruların öğretilmesinde en önemli ve etkin ilke, nasıl yapılacağını uzun uzun anlatmak yerine iyi örnek olmaktır.
Okula yeni atandığım dönemde, yapılacak işleri ve programları ayrıntıları ile açıklar, fakat tümünü kendisi yapardı. Yardım etmek istediğimde ise, ben yaparım derdi. Bir gün çok basit bir işi, ısrarla onu ben yapayım dediğimde, peki dedi. Öğle yemeği için çıkıldı, dönüşte yapılacaktı. Bana göre ve gerçektede öyle önemsiz ve basit bir iş idi ki, yemekten sonra sallana sallana işi yapmak için geldiğimde, bir de baktım ki iş yapılmış. Hiç bir şey söylemedi ve üzerinde durmadı. Ben de utancımdan bir şey söyleyemedim. Olaylar daha önce açıkladığım şekilde devam etti. Her seferinde ben yapayım dediğim basit işler için, nazik bir şekilde ben yaparım cevabını aldım. Anlayışım kıt da olsa, o basit işi önemsemediğim için bana iş vermediğini sonunda anladım. Bunu anladıktan sonraki ilk anlatımında, hocam onu ben yapayım bu sefer kesinlikle ihmal etmeyeceğim dediğimde, gülerek peki dedi. Çok sevip saydığım o insanın dediklerini kesinlikle ve titizlikle yapar oldum. Normalde merdivenleri hızlı çıkmak isteyen ikişer ikişer çıkar. Hocam üçer, dörder çıkardı. Onu kaybetmemek için aynı tempoda çıkmak zorunda idim. İşte, benim gibi ağır aksak bir adama iş gücünü ve dinamizmi böyle aşıladı.
19 Mayıs gösteri hareketlerindeki beceri düzeyi giderek gelişti. Örneğin, müzikli cimnastik hareketleri sırasında tüm öğrencilerin baş amudu yapacak beceri düzeyine ulaşmaları gibi. Her zaman olduğu gibi destekleyen ve teşvik eden hocamdı.
Deniz Pentatlonu denizcilerin savaş sporu olarak geliştirilmiştir. Genelde SAT komandolarının başarılı olduğu veya Deniz Pentatlonunda başarılı olanların rahatlıkla SAT komandosu seçimlerini kazanabildiği bir daldır. Dünya Ordular Arası Spor Kuruluşu CISM tarafından 1953 yılında triatlon olarak başlatılmış, onun önerileri ile engellerde değişiklikler yapılarak pentatlona dönüştürülmüştür. Deniz Pentatlonu sporcularını ve beni yıllarca eğittikten sonra bana devretti.
Patenle becerili figürlerle kaymayı ondan öğrendim. Öz geçmişinde bahsedip ayrıntıları belirtmediği Topkapı-Silivri gidiş geliş paten yarışmasına Darüşşafaka orta okul öğrencisi olarak katılmış ve bir çok kişi arasından sıyrılıp dolu yağışı , tipi gibi ve daha bir çok zor şartlardan sonra Silivriye vardığında karşılayan görevli bulamamış, polis karakoluna giderek adını yazdırıp dönüşe geçmiş. Yolda hakem aracı durdurmuş ve araca binmesini istemişler. İtiraz edip yarışa devam edeceğim deyince, senden başka kimse kalmadı, sen birincisin hava şartları kötü diye ikna etmişler. Ertesi gün durumu gazeteler yazdığında ATATÜRK de görmüş ve bulun bu çocuğu bana demiş. Son anda ATATÜRK’ ün bir işi çıktığından Dolmabahçe Sarayına getirildiğinde kız kardeşi Makbule Hanım yanaklarından öperek çeşitli hediyeler vermiş. Hocamız ATATÜRK’ü yakından göremediğinden içinde bir ukde kaldığını söylemişti.
51Kg. İstanbul boks birincisi olduğu için boksörlerlede ilgilenirdi. Step dansını ondan öğrenen arkadaşlarımız çalışmalarını ilerleterek bize gösteriler yaparlardı.
Emekli olduktan sonra Anadoluhisarı Gençlik ve Spor Akademisinde 1978-79 eğitim ve öğretim yılında , Başkan Yardımcısı, Cimnastik Bölüm Başkanı ve öğretim görevlisi olarak görev yaptım. Bu arada Cim.Fed.Bşk.lığı ısrarla yeniden teklif edildi. Fakat ilk deneyimimde sıkıntısını çektiğim , yasal yetersizlik nedeni ile güçlü olarak görev yapma olanağı bulunmadığından kabul etmedim. Bu kararıma hocamı evinde ziyaret ettiğim günlerden birinde, bana Oktay bireysel olarak yapılanlar kalıcı olmayıp sabun köpüğü gibi uçup gitmektedir, kalıcı olmasını sağlamak hükümet meselesi demesi çok etkili olmuştu. Spor Akademisindeki bir yıllık görevim sırasında önemli kurallarını hocamdan öğrendiğim , “Biyomekaniğin Cimnastiğin Üzerindeki Etkisi” başlıklı master tezimi verdim ve doktora öğrencisi oldum. Ancak , Deniz Harp Okulu gibi bir kurumdan sonra , genelde süper tankerlerde 23 yıl sürecek gemi hayatımı seçmek zorunluluğunu hissettim.
Hocamız 1960 yılında Deniz Harp Okulu Bed.Eğ.Gr.Bşk.lığı görevi devam ederken, Binbaşı rütbesi ile Öğretim Başkanı (bugünkü adı Dekan ve bu görev hep Albay rütbesi ile yapıldı) , 1963 de iki yıl için Washington Teknik Ataşeliği ve devamında 1965 yılında tekrar Deniz Harp Okulu Öğretim Başkanlığı görevine getirilmiştir. Özgeçmişinde belirttiği üzere 1969 yılında en verimli çalışmalarını gerçekleştirerek Deniz Harp Okulu eğitimini çok daha üst düzeylere çıkaracağı bir dönemde talihsiz ve haksız olarak başka bir göreve atanmıştır. Hem Bed.Eğ.Gr.Bşk.lığı ve hemde Öğretim Başkanlığını üstelik iki defa yapan olmadı ve olmayacaktır.
Özellikle hocamızın 1953 yılında Deniz Harp Okuluna atanması ile başlayan 4 yıllık eğitimler, MİLGEM (Savaş gemisi yapma) projesini gerçekleştirecek değerli kişilerin yetişmesini sağlamıştır. Deniz Kuvvetlerimizin büyük ülkeleri korkutan güce ulaşmasının nedeni bu eğitimlerdir.
 
Değerli hocamızın, çok yönlü kişiliği ile insan eğitimine olan katkısının değerlendirilmesini, sayın okuyanlara bırakıyorum.
 
6 Kasım 2010 tarihinde, kendi isteği ile askeri tören yapılmadan gösterişsiz bir şekilde sonsuzluğa uğurladığımız, yaşadığım her an hiç aklımdan çıkmayacak hocamız Ziyaeddin ÜNÜVAR’ın yüce ruhu önünde saygı ile eğiliyorum.
Copyright © Türkiye Cimnastik Tarihi - Sitede yer alan tüm içerikler, Türkiye Cimnastik Tarihi'ne aittir, izinsiz kopyalanamaz ve kullanılamaz.
Web Tasarım | Naya Bilişim