(Sözlü tarih anlatısı / tanıklık metni)
Ben Kemal Mete Çelebi. 01 Ocak 1943 tarihinde Ankara’da doğdum. İlkokul üçüncü sınıfa kadar eğitimimi Ankara’da sürdürdüm. Daha sonra annemin tayini nedeniyle İstanbul’a geldik. İlkokul dördüncü ve beşinci sınıfları Maltepe’de bulunan Feyzullah İlkokulu’nda tamamladım. Bir yıl Yel Değirmeni Ortaokulu’nda okuduktan sonra Kadıköy Ortaokulu’na geçtim.
Okul yıllarımda voleybol, basketbol ve atletizm sporlarıyla ilgilendim. Aynı dönemde Kadıköy Spor Kulübü’nde basketbol oynamaya devam ettim. Daha sonra okulun voleybol takımına seçildim ve okullar arası atletizm yarışmalarına katıldım.
Aletli cimnastiğe ise görece geç bir yaşta, 1960’lı yılların başında, yaklaşık 19 yaşımdayken başladım. O yıllarda pek çok sporcunun spor hayatını sonlandırdığı bir yaşta cimnastiğe yönelmemde, Ankara’da cimnastik yapan halamın oğlu rahmetli Ülkü Ural’ın büyük etkisi oldu. Onun sayesinde bu sporla tanıştım.
İlk antrenmanlarımızı Amerikan Dershanesi’nin salonunda yapıyorduk. Daha sonra İstanbul’a taşındıktan sonra Bostancı’dan Sultanahmet’e, Gülhane Parkı’na yakın bir bölgede ikamet etmeye başladım. Bu süreçte Tansu Sengenc, rahmetli Tunga İpek, Ercüment Varol, Süheyl Cihaner, Osman Uslu ve birkaç arkadaşla birlikte Nihat Yılbar hocamızın antrenörlüğünde çalışmalarımızı sürdürdük.
1962 yılında Konya’da düzenlenen ve Türkiye’de yapılan ilk cimnastik müsabakasına katıldım. Müsabaka sırasında sabit bir salonumuz ve kurulu aletlerimiz yoktu. Hatta yarışma esnasında iki arkadaşım kenarda bekler, çapraz hareket yapacağım zaman koşarak minderleri çapraz konuma getirir, ardından serimi tamamlardım. Antrenman öncesi depodan tüm aletleri çıkarır, çalışma bittikten sonra tekrar söküp depoya kaldırırdık.
Kadıköy/Bahariye’ye taşındıktan sonra, Nihat Yılbar hocamızın teklifiyle çalışmalarımızı Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sürdürdük ve uzun yıllar burada devam ettik. Kulplu beygir ve barfiks en iyi olduğum aletlerdi. Rahmetli Cengiz Kınay, hem Nihat Yılbar hocamızın yardımcılığını yapıyor hem de antrenmanlarımızı yönetiyordu.
İlerleyen yıllarda askerlik görevim gelene kadar Bağlarbaşı Spor Salonu’nda antrenmanlara devam ettim. Askerlik dönemimde cimnastik yapma imkânı bulamadığım için pentatlon sporuna yöneldim. Ankara, Denizli ve İzmir’de askerlik görevimi tamamladıktan sonra yeniden cimnastiğe döndüm.
Aktif sporculuk dönemim sona erdikten sonra antrenörlük ve hakemlik kurslarına katılarak belgelerimi aldım. Türkiye Cimnastik Federasyonu’nun teknik komitelerinde görev aldım.
Cimnastiği her zaman büyük bir keyif ve tutkuyla yaptım. Benim için katıldığım her müsabaka ayrı bir hatıraydı. Elbette hepsini tek tek hatırlamak mümkün değil; ancak cimnastiğe ilk başladığım yıllara dair anılar zihnimde hâlâ çok canlıdır.
Yemekten önce annemin “Oğlum, hadi eve gel, yemek hazır” dediğinde, “Dur anne, bir flick-flack, bir amut daha yapayım, öyle gelirim” diyecek kadar bu spora bağlıydım. Nihat hocamızın disiplinini, kararlılığını ve emeğini hep hatırlarım.
Bir defasında gösteri yapmak üzere Yalova’ya çağrıldık. Tarih muhtemelen 19 Mayıs’tı. Bizi karşılayan görevli, “Gençler, size harcırah mı verelim yoksa yemeğinizi mi karşılayalım?” diye sordu. Alacağımız harcırahla karnımızı doyuramayacağımızı anlayınca yemeği tercih ettik.
Gösteri yapacağımız stada geldiğimizde barfiks aletini bulamadık. Görevli, üzerinde çamaşır asılı olan bir demiri gösterip “Aradığınız bu mu?” deyince, paslı demiri temizleyip monte ettik ve gösterimizi tamamladık.
Gösteri bitiminde İstanbul’a dönerken o kadar açtık ki, görevlinin “Biz size harcırah verseydik daha kârlı olacaktı” demesi üzerine tüm ekip birlikte gülmüştük. Cimnastiğin her anı, her zorluğu ve her imkânsızlığı aslında birer hatıraydı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, spor yapan gençlere ve cimnastik camiasına tek tavsiyem şudur:
Her genç mutlaka spor yapmalıdır. Cimnastik, insana sadece güç değil, disiplin, dayanıklılık ve karakter de kazandırır.